top of page

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrenci Dergisi

AYBÜ HEKİM DERGİSİ LOGO.png

YILDIRIM DARÜŞŞİFASI | HEKİM DERGİSİ

Güncelleme tarihi: 8 Mar 2021

Osmanlı’nın İlk Hastanesi ve İlk Tıp Okulu

“Yıldırım Darüşşifası”


Osmanlı’nın ilk hastanesi ve ilk tıp okulu, üniversitemize de adını veren I. Beyazid (Yıldırım) tarafından dönemin başkenti Bursa’da kurulan Yıldırım Darüşşifası’dır. 12 Mayıs 1400’de faaliyete geçmiş ve 1800’lü yıllara kadar aktif hizmet vermiştir. Bimarhane, bimaristan, şifahane olarak da anılan bu hastane; sadece toplum sağlığı veya salgınlar için hizmet vermemiş, aynı zamanda dönemin Avrupa’sının önem göstermediği akıl hastalıkları konusunda da hizmet vermiş ve alanında uzman hekimler yetiştirmiştir.


“Beylikten Devlete Geçiş Sürecinin En Önemli Göstergelerinden Biri”

İnsana ve insan sağlığına önem veren Osmanlılar, darüşşifa kurumunun gerekliliğinin farkında olup Bursa’nın doğusuna Yıldırım Beyazıt Külliyesi’nin içinde Yıldırım Darüşşifası’nı inşa ettirmişlerdir. Mimarisi, sanat ve üslubu açısından beylikten devlete geçiş sürecinin en önemli göstergelerinden biri; Osmanlı’nın yapı alanında devlet ve mimarlık kültürünü yansıttığı, sanat tarihine geçecek bir üslup bütünlüğünü yakaladığı ilk önemli eserdir.




Yapının Mimarisi


Yapıların arazisi seçilirken genelde düz araziler tercih edilmesine rağmen Yıldırım Darüşşifası, eğimli bir araziye inşa edilmiştir. Neden düz değil de eğimli bir arazi derseniz 10. yüzyıldaki Bağdat’a gidelim.

Dönemin Büveyhi Hükümdarı Adududdevle, Bağdat’da yeni bir hastane inşa ettirmeyi kararlaştırdığında, hastane için uygun bir yer bulma işini tabip Razi’ye vermiştir. Razi, önce aynı yaş ve cinsten koyunlar kestirmiş sonra pirzola ve filetolar, omuz kemikleriyle karın parçalarını ayırtarak her birini Bağdat’ın değişik semtlerine astırmıştır. Bu etler içinde 24 saat en taze kalabilen ve en az bozulmuş olanların bulunduğu yere Adudi Hastanesi’nin yapılmasına karar vermiştir. Daha sonraki yüzyıllarda darüşşifalar hatta köy, kasaba ve şehirler için yer seçilirken bu uygulama yapılmıştır. Yıldırım Külliyesi ve Darüşşifası için de aynı uygulamanın kullanıldığı düşünülmektedir. Dikdörtgen planlı bir bina olup, 1560m2’lik bir arazide %7’lik eğimle kurulduğu için kademeli olarak yükselen bir yapıdadır. Darüşşifada; başvuranların bekleme odası, 20 tane hasta odası, tabip ve eczacıların ilaç yaptıkları macunhaneler, tıp eğitiminin verildiği derslikler, tabip ve hocaların odaları ve mescit bulunmaktadır.


Darüşşifada Hekim Olmak

Hekim olmak günümüzde olduğu gibi darüşşifada da kolay olmamıştır. Mesleki yeterliliklerine göre padişah tarafından atanan hekimler, hastaları tedavi etmiş, talebelerine tıp ilmini öğretmiştir. Pek çok cerrahi müdahalelerde bulunmuşlar -en çok yapılan cerrahi işlem kayıtlara mesane taşının alınması olarak geçmiştir-, veba gibi salgın hastalıklardan halkı korumaya, şifasını bulmaya çalışmışlardır.


Darüşşifada Öğrenci Olmak


Hocaları tarafından usta-çırak ilişki ile yetiştirilen hekim adayları, zorlu bir eğitimden geçtikten sonra gerekli yetkinliğe ulaşınca mezun oluyorlardı. Mezuniyetlerinden sonra darüşşifada hekim olarak kalabildikleri gibi ihtiyaç duyulan diğer sağlık kuruluşlarında da görevlendirilmişlerdir.


Hekim-Hasta İlişkileri


Günümüzde sık sık gündeme gelen hekim-hasta ilişkisi o zaman da gündeme gelmiştir. Cerrahi müdahalelerin sıkça yapıldığı darüşşifada ameliyat öncesinde hastalar, hekimleri öncesinde ve sonrasında zor durumda bırakmamak için cerrahi müdahaleye izinlerini belirten belgeler yazmışlardır.

"... eğer ondurursa febihâ ve illâ sirâyet iderse cerrâh-ı mezkûrdan davâ ve nizâım yokdur." (Yani, iyi ederse ne âlâ, tedavi edemez de hastalık sirayet ederse adı geçen cerrahtan davacı olmayacağım.)

“"....mezkûr Seyyid Abdülkadir'e izin ve icazet virdim ki, yarub hacer-i mezbûru ihrâc eyleye. Eğer sıhhat bulmayub helâk olursam kanım helâl olsun. Ehlimden ve akrabamdan kimesne davâ ve nizâ etmeye...”

“"....hüsn-i ihtiyânmla kendimi teslim eyledim. Bildüği üzere tîmar eyleye. Ecelim tamam olub ölürsem, vârislerimden bir kimse asla ve kat'a davâ ve husûmet eylemeye...”

İzinlerin alınmadığı ya da göz ardı edildiği durumlarda hekimler zor durumda kalmış, ameliyat sırasında vefat eden hastanın yakınlarının hekimi dava ettiği ama sonrasında davadan vazgeçtikleri kayıtlara geçmiştir.

Darüşşifa görevlileri ve hekimleri özel seçilmişlerdir. Darüşşifada herhangi bir görevde edâ-i hizmet edilebilmesi için mutlaka berat alınması gerekirdi. Berat almak, günümüzdeki atamalar olarak düşünülebilir. Ayrıca tıp eğitimini tamamladığına karar verilen eskinin tabibi-i evvelleri günümüzün intern doktorları, darüşşifaya ya da ihtiyaç duyulan diğer sağlık kuruluşlarına bu şekilde görevlendirilmiştir.


Darüşşifada kimler görev almıştı?


Bu sorunun cevabına kayıtlardan ulaşmamız mümkün. İlk açıldığında 9 (3 tabip, 2 şerbetçi, 2 eczacı, 1 aşçı ve 1 ekmekçi) kişiyle başlanmış, zaman ilerledikçe ihtiyacın da artmasıyla sayı 25’e kadar ulaşmıştır.

Sonradan cerrah, kehhal (göz hastalıkları uzmanı), vekilharç (maliye sorumlusu), kâtip, kilârî (mutfak malzemeleri sorumlusu), ferraş (temizlik görevlisi), bevvab (hastaların taşınması, ulaşım sorumlusu) ve imam kadroya eklenmiştir. Son zamanlarına doğru akıl hastanesi olarak kullanılan darüşşifada, hastaların tedavisinde kullanılan yöntemlerden biri de müziktir. Bu nedenle sazende (saz çalan), neyzen, kemancı ve udcu gibi musiki ile uğraşan bir müzik ekibi de eklenmiştir.












Osmanlı, vakıf medeniyetidir. Vakıflar, sosyal dayanışmayı güçlendiren, toplumsal ihtiyaçları karşılayan kurumlardır. Darüşşifanın giderleri ve çalışanlarının maaşları da vakıflar tarafından karşılanmıştır.


Yıldırım Darüşşifası değişik hastalıkların tedavi edildiği, hizmetlerin sadece Bursa'da oturanlara değil, civardan gelenlere de sunmuş bir sağlık kuruluşudur.

Zamanında pek çok cerrahi işlemin yapıldığı, veba gibi salgın hastalıklara çare aranan, cüzzam, frengi, akıl hastalıkları gibi pek çok hastalığın tedavi edildiği darüşşifa 1800’lere gelindiğinde artan nüfusla birlikte ihtiyacı karşılayamaz hale gelmiştir. 1854 yılındaki depremle büyük kısmı yıkılmış, ihtiyaç duyulmadığı gerekçesiyle yeniden yapılmamıştır. Savaş yıllarında yapının ayakta kalan kısımları baruthane olarak kullanılmıştır. Osman Şevki Uludağ, 1925 yılındaki darüşşifa binasından bahsederken, binanın bir taş yığını halinde görüldüğünü, tahrip edildiğini belirtmiştir. Bina, 1940’lı yıllarda korumaya alınsa da 1991 yılında ve köklü bir onarımdan geçmesi üzerine faaliyetlere başlandı.1997-2001 yılları arasındaki büyük onarımlardan sonra Göz Nurunu Koruma Vakfı’na tahsis edildi ve 27 Ekim 2001 Cumartesi günü vakfa bağlı olarak “Bursa Yıldırım Darüşşifa Göz Merkezi” adı altında Bursa’nın ilk göz hastanesi olarak hizmet vermeye başlamıştır. Günümüzde de aynı görevine devam etmektedir.






Feyza YILMAZ 01.01.2020

 

Kaynakça:

  1. U.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:11, Sayı:19, 2010/2, Osmanlılar Döneminde Bursa’da Yaptırılan Hastaneler, Sezer ERER

  2. Bursa Şeriyye Sicilleri Işığında Osmanlılarda İlk Tıp Fakültesi Bursa Darüşşifası Ve Tıbbî Faaliyetler, Prof. Dr. Osman ÇETİN

  3. Bursa Şer'iyye Sicilleri

  4. Bursa Yıldırım Darüşşifası, İTÜ Mimarlık Fakültesi, Kemal Ahmet Arü.

584 görüntüleme0 yorum

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page